| ZAMAN GEÇTİ ACIMIZ DAHA DA BÜYÜDÜ… Dr. Necip HABLEMİTOĞLU 18.Aralık.2002/18.Aralık.2008 Kapımıza kurgulanıp, planlanıp dayanan/dayatılan ölüm geleli ve ondan sonra da hiç gitmeyeli 2190 gün geçti. 18 Aralık 2002 den bugüne iki bin yüzdoksan gün ve gece uyuduk, uyandık, yaşadık, bugüne geldik. Ölmemek, sonsuza kadar yaşamak elimizde değil. Oysa yaşamımız ellerimizde. Necip yaşamının sorumluluğunu taşıyarak, bu dünyadaki varlığının nedenini bilerek, iliklerine kadar inanarak, yaşamayı severek, zenginleştirerek yaşamını ellerinde tuttu. Necip bu ülkede yazgısının ne olduğunun bilinci ile görevini yerine getirdi, iz düştü. Bunun için O, çok şanslı ve aynı zamanda onurlu. Her ne kadar bizleri buna mahkum edenler, bu ölümleri basitleştirip değersizleştirmeye çalışsalar da, ''… siz bir amaç uğruna öldü zannediyorsunuz, ama sizinkiler yapmış işte, anlayın artık…'' diyerek geride kalanların bin bir zahmetle ayakta tutmaya çalıştıkları yaşama gücüne saldırsalar da, bu gerçek değişmiyor. Aksine geçen uzun zamanda Necip'in giderek daha fazla anlaşıldığını görmek acısını daha bir derinleştiriyor ve bu acı hiç geçmiyor… O'nu yeryüzünde anımsayan hiç kimse kalmayıncaya kadar da geçmeyecek... Ve yeryüzünde bir tek insanın bile hatırlayamayacağı ana kadar Necip'in var olacağını düşünüyorum. Ne kadar sürer belli değil, Necip'in ömründen uzun olacağı kesin bu sürenin. Kaç nesil sonra unutulacak kim bilir. Necip bırakıp, terk edip, vazgeçip gitmedi. Birileri Türkiye içindeki bazı ellerin yollarını açmasıyla Necip'in canına kıydılar... Necip öldürüleceğini bilerek ve ölmek istemeyerek gitti, hiç korkmadan. Çünkü Necip kendisini tehdit eden, yüreğine korku salmaya çalışan, sürekli kendisine, "...seni öldüreceğiz" diyenlere ya da çeşitli biçimlerde öldürüleceği mesajını gönderenlere; kendisi ile ilgili yalan yanlış yazan konuşan herkese rağmen, öl(dürül)me riskine rağmen yaşamını korkulara teslim etmedi. Burada tuhaf olan Necip'in böyle bir ölümü bekliyor ve zamanını da üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyor olmasıdır. Tıpkı kendisinden öncekilerin bekledikleri, bildikleri gibi. Bazen düşünüyorum, Necip o kısacık ölüm anında, dünyayı kendi olmadan düşünebilmiş midir diye. Etrafındaki bütün insanları, çok sevdiği ülkesini, yaşanacakları... Belki fırsatı olmamıştır diye ben bütün olup biteni anlatıyorum O'na. Necip öldüğünde bizim için, ülkesi için çabaları, istekleri, sona erse de dilekleri, düşünceleri, sözlerle uçsa bile yazdıkları ile kalmıştır. Bilinmez, bu dilekler belki bir gün gerçekleşir. Ben, kızlarım, öğrencileri ve O'na inanan örnek alan pek çok kişi bunun için çalışıyoruz. Türkiye'ye gelince bugünden yorum yapmak çok zor. Necip'in ülkesi ile ilgili dilekleri, belki de ütopyası gerçekleşir mi? Bekleyip görürüz ya da bizden sonrakiler görürler. Böyle bakınca Necip ölmüştür ama, yaşamdan dışarıda, ayrı değildir. Necip'in emekle, göz nuru ile dokuduğu yaşamı, pırıl pırıl aklı sırasız bu dünyadan gitti. Masal gibi, son satırına ölüm düşünce bitti. Necip sevdiği renklerle yaşadı, renklerin tonlarına kendisi karar verdi. Renk cümbüşüydü yaşamı. İnandığı gibi sevgi dolu, huzurlu kalbini herkese açarak yaşadı. Yanındakilerin ellerini sımsıkı tutup kendi renklerinin içine katarak uçurdu. İdeallerinin, aklının ve vicdanının kendisine sunduğu serüveni geri çevirmedi. Buna saygı duymaktan başka ne yapılır ki... Sevgili Necip, kalbi gibi yüzü ve zihni temiz, güleyüzüyle canımızdan can insanımız yine seninleyiz, seni seninle anmak için birlikte olacağız…18 Aralık 2008 Perşembe günü Saat 12.30'da Karşıyaka'da 5. kapıdayız |